Flash

6/recent/ticker-posts

İran Dosyası Açılırken; Taşeronlar, Oğullar ve Kirli Senaryolar

    İran Dosyası Açılırken; Taşeronlar, Oğullar ve Kirli Senaryolar

 

Ortadoğu’da yaşanan hiçbir kriz masum değildir.

Hiçbir savaş “son çare” olarak çıkmaz. Hepsi önceden yazılmış senaryoların, aylarca hatta yıllarca hazırlanan planların sonucudur. İran için bugün konuşulanlar da bu gerçeğin yeni bir örneğidir.

Amerika Birleşik Devletleri artık örtülü konuşmuyor. Donald Trump’ın tehditleri diplomatik dilin sınırlarını aşmış, açık bir güç gösterisine dönüşmüştür. Askerî hazırlık vurgusu, zamanlama mesajları ve bilinçli gerilim siyaseti şunu söylüyor:

İran dosyası raftan indirildi.

Ancak herkesin bilmesi gereken bir gerçek var:

Amerika hiçbir zaman bir ülkeye ilk hamleyi doğrudan askerle yapmaz. Önce içeriden çözer, sonra dışarıdan mühürler.

Bu yüzden bugün sahneye sürülen isimlere bakmak gerekir. Kulislerde konuşulan, bazı temaslarda adı geçen figürlerden biri Rıza Pehlivan’ın oğludur. Bu bir kesinlik değil, ama tesadüf de değildir. Çünkü büyük güçler, operasyonlarını “oğullar” üzerinden yürütmeyi sever. Ne fazla görünürler ne de tamamen sorumludurlar. Gerekirse parlatılırlar, gerekirse sessizce devreden çıkarılırlar.

Ortadoğu’da bu oyunun kuralı bellidir:

Kullanılan yaşar, işi biten silinir.

İran’daki tablo ise bu dış senaryoları besleyecek şekilde ilerliyor. Mesele artık sadece halk ile rejim arasında değildir. Molla düzeni kendi içinde çatlamaktadır. Rejim içinden yükselen itirazlar, dış müdahale için aranan en uygun gerekçedir. Çünkü içeriden bölünmüş bir yapı, dışarıdan yönetilmeye hazır demektir.

Burada sorulması gereken soru şudur:

İran halkının öfkesi gerçekten özgürlük için mi kullanılıyor, yoksa bir kez daha küresel hesapların yakıtı mı yapılıyor?

Bugüne kadar tablo hiç değişmedi.

Irak’ta “özgürlük” dediler, ülke harabeye döndü.

Libya’da “demokrasi” dediler, devlet çöktü.

Suriye’de “halk iradesi” dediler, milyonlar yerinden edildi.

Şimdi sıra İran’da.

Bugün sahaya sürülen aktörler, yarın ya tasfiye edilecek ya da suçlanacak. Dün desteklenenler, yarın yaptırım listesinde yer alacak. Kazananlar ise her zaman aynı olacak:

Silah satanlar, enerji hatlarını kontrol edenler ve haritaları masa başında yeniden çizenler.

 

Kaybedenler mi?

Onlar zaten hiç yazılmıyor.

Bombaların altında kalan çocuklar, sessizce ağlayan anneler, mezarlıklarla dolan şehirler kimsenin hesabına girmiyor.

Bugün İran konuşuluyor.

Yarın başka bir ülke.

Oğullar değişiyor, taşeronlar değişiyor, ama senaryo hiç değişmiyor.

Ve artık şu sorudan kaçış yok:

Biz gerçekten özgürlük mü ihraç ediyoruz, yoksa yıkımı meşrulaştıracak yeni bir dil mi üretiyoruz?

Bu soruya dürüst bir cevap verilmeden atılan her adım, sadece yeni bir kanlı dosyanın başlangıcıdır.

Selam ve Dua İle

Zübeyt BOZKURT

Yorum Gönder

0 Yorumlar